18 Mayıs 2011

Futbol Aklı



Teknik Direktörler;

2007 - 2008 Feldkamp (Şampiyon)
2008 - 2009 Skibbe + Bülent Korkmaz
2009 - 2010 Rijkaard
2010 - 2011 Rijkaard + Hagi

2007 - 2008 -
2008 - 2009 Mustafa Denizli (Şampiyon)
2009 - 2010 Mustafa Denizli
2010 - 2011 Schuster + Tayfur Havutçu

Transferler;

2007 - 2008 Lincoln, Linderoth
2008 - 2009 Kewell, Baros, Meira, De Sanctis, Nonda
2009 - 2010 Keita, Elano, Leo Franco, Lucas Neill, Jo, Gio
2010 - 2011 Misimovic


2007 - 2008 -
2008 - 2009 Ernst
2009 - 2010 Ferrari
2010 - 2011 Quaresma, Guti, Simao, Almeida, Fernandes

Şu tablo Beşiktaş'ın Galatasaray'ı emsal aldığını ve gecikmeli olarak benzer uygulamalara gittiğini gösteriyor. 2008 - 2009'da Mustafa Denizli takımı şampiyon yaptığından ertesi sene de kalıyor, ardından başarısızlık gelince Galatasaray modeli deneme sürecine giriyorlar.

Belli ki Galatasaray'ın Rijkaard'ı getirmemizden çok etkilenmiş Beşiktaş ve bu yolu benimsemeyi kararlaştırmış. Yol derken kastım başka liglerde de yaygınlaşan Guardiola tarz Teknik Direktör modeli + Barça tarzı güzel oyun modeli üzerine, buna bir de Galatasaray'ın cehennemden çıkış kapısı olabileceği düşünülen yurtdışında yetişmiş -özellikle Almanya, buna da değineceğim- yerli oyunculara yönelme stratejisini katıyorum.

Rijkaard'dan Schuster'e ve Bülent Korkmaz'dan Tayfur Havutçu'ya Galatasaray'ın deneyip başarısız olduğu yolu bir sene arayla (2009 - 2010'dan 2010 - 2011'e) yürürlüğe sokuyorlar gibi. Oyuncu transferlerinde gözlemlenen benzerlik de doğru orantılı ilerliyor bununla. Kariyeri düşüşe geçmiş -Baros, Quaresma- veya sözleşmesi sona eren -Kewell, Simao- tarzında eşleşmeler de bulunabilir.

Şampiyonluklar bir sene arayla ve takım omurgası bunun üzerinden inşa edilip yabancılar getiriliyor, yaklaşım farklı değil temelde.

Forlan transferini de bu minvalde değerlendiriyorum, Haldun Üstünel tarzı devam ediyor, ismi değişti Serdar Adalı oldu. Ve en son Atila Turan haberleri de çıkınca, Galatasaray'ın düşlediği piyasaya el atacaklarını ve sacın üçüncü ayağını da tamamlayacaklarını hisseder oldum.

Beşiktaş'ın biraz da Galatasaray deneyinden ders çıkararak Almanya'ya yöneleceğine dair bir teorim var. Tayfur Havutçu da sanırım aynı ortamdan geçmiş biri, bu da avantaj.

Rijkaard'a kadro verilirken atlanan, altyapı eğitimini doğru almış, futbolun teorisini bilen oyuncu azlığını, yerli bazında ancak Almanya'dan kapatabilmektir. Bunu gördüler kanımca ve hamlelerin bu yönden olup olmadığını zamanla göreceğiz.

Almanya'yı çok göz ardı ediyoruz, öyle bir noktaya geldiler ki, İspanya'nın yıllarca hatırlanacak hegemonyası, parıltılı başarıları biraz gölgede kalmalarını sağlıyor. Geçtiğimiz sene Bayern, bu sene Schalke ŞL'de Final ve Yarı Final yakaladı, Almanya Dünya Kupası'nda Yarı Final'de elendi. Löw jenerasyonu akıl almaz bir hızla yükseldi.

Mesut ve Nuri'nin Jose Mourinho tarafından tercih edilmesini çok iyi irdelememiz gerekiyor kanımca ve Almanya'yı atlamamalıyız, gelecek orda 3 - 5 sene. Nuri gidince İlkay alınıyor hemen, bu noktaya çıkmayı başardı yerli oyuncular ve biz de burdan pay almalıyız Avrupa'da söz sahibi olmak istiyorsak çünkü bizim mevcut bir organizasyonumuz ve doğru bir altyapı eğitimimiz yok, dışardan bir yerlerden beslenmek zorundayız.

Almanya çok önemli ve Guus Hiddink de fark ediyor bu mevzuyu. Futbol aklı stratejisini de bu minvalde kullandım, yani model teknik adam + şöhretli oyuncular yanında bir de yurtdışı yerli takviyesi koşulu. Yönetimsel akıl ve organizasyon şemasına girmiyorum, o bambaşka bir boyut ve kimsede yok daha.

Beşiktaş başarılı olur mu bu yöntemle, bence zor, yeniliğe daha açık bir kültüre sahip olmasına karşın Galatasaray'ın beceremediği devrimi onların gerçekleştirme olasılığı düşük kanımca ancak önlerinde bir Galatasaray deneyinin olması, uygulanamayan bazı işleri doğru yapıp arabanın yoldan çıkmasına ve şarampole yuvarlanmasına engel oluyor.

***

Sinyor Terim Galatasaray'da diyebiliriz artık.

Üstelik yardımcısı Bülent Ünder'in ne hallere düştüğü gözümüzün önündeyken böyle bir tercih intihar gibi.

Terim'in olduğu bir yapının profesyonel kalması olası değil. Teknik Direktör olarak meziyetleri hala var mı, günümüze ayak uydurabildi mi, o da tartışılır.

Tüm olumsuzluklara karşın Arda'nın kalmasında, Selçuk ve türevi yerli oyuncularının ikna edilmesinde etkili olacaktır. Yurtdışında oynayan yerli oyunculara yöneleceğine ve Florya'da operasyon yapacağına ihtimal vermiyorum. Mevcut kadroyu ıskartalardan -Barış, Sarp gibi tek tük- kurtarıp yerli omurgasını -Hamit, Selçuk ve belki Milli Takım'a çıkmayı başarmış birkaç isimle, Mehmet Ekici gibi- takviye etmeyi planlar.

2000 UEFA Kupası kadrosu çok sağlam bir yerli omurga + Hagi, Popescu ve Taffarel gibi üç çok tecrübeli ve iyi yabancı kurguluydu. Terim'e göre;

Ufuk, Sabri, Servet, G Zan, H Balta, Çağlar, Arda, Yekta, C Kazım listesinin yanına Selçuk + Hamit ve birkaç yerli takviyesiyle omurgayı oturttuğunu zannedecektir. Yanlarına da yabancı kaleci + yabancı stoper + şöhretli bir yabancı açık oyuncusu + ofansif bir yabancı orta saha + yabancı santrfor ile de transferi kapatır. Culio, Cana, Pino ve Baros'un kalması yönünde de karar verebilir. Kontenjan açık.

Kısa vadede bu planlama bize bir şampiyonluk kazandırıp Avrupa yolunu açabilir eğer kimya tutarsa. Selçuk + Hamit gibi bir orta saha bazı oyuncuların performansların artmasına da sebebiyet verecektir. Veya 2. Terim dönemi gibi kaos ya da daha yakın dönem, Dünya Kupası elemeleri de zihinlerde. Seneye şampiyon bile olunsa kanımca organizasyon yönünden bir sene daha kayıp anlamı da taşır. Sadece Terim'in getirdiği birkaç sağlam yerli oyuncuya tamah ederiz.

Fatih Terim'in futbol aklının ne olduğu, 2009 ve 2010 Türkiye maçlarında Emre Belözoğlu'nu Nuri Şahin'e tercih etmesinden anlaşılabilir.

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/05/turklesen-real-madrid-futbolun-gelecegi.html

Mesele salt Nuri Şahin de değil, Terim'in zihniyetinin emsali oldu Real Madrid'e Mourinho tercihiyle gitmesi. Servet varken Ömer Toprak, Hakan Balta varken Atila Turan, Colin Kazım varken Taner Yalçın, liste genişletilebilir, tercih etmemesi ve etmeyecek oluşudur. Almanya eksenli gelecek modelinden vazgeçiyoruz algısı oluşmuş durumda ve bunun da başlangıcında Nuri Şahin var ama o sadece başlangıç ve Dünya Kupası'na aynı oyuncularla gidemeyip, bu yeni, yurtdışında altyapı eğitimi almış isimlere yer vermemek de Terim'in seçimiydi.

Üzüntüm tam da bu isimleri arayıp bulma takıma kazandırma işine girme aşamasındayken, en azından yönetimsel olmasa da saha içi adına bir futbol aklı yaratacakken Fatih Terim'e sarılmaktır. Şerh koyma sebebim de bunla ilintilidir.

Yine de Benitez, Hitzfeld gibi birisi olmayacaksa Fatih Terim'e boyun eğmekten başka da ilaç gözükmüyor.

Terim'in yerli hamleleriyle eldeki oyuncular düzelme emareleri gösterir. Artan yabancı kalitesiyle de takım istenen seviyeye yaklaşır ve Terim üst yapıya geçer, yerini de başarıyı sürdürecek, Avrupa surlarına tırmanacak birisi devralır, sağlıklı bir ortamda.

Umarım senaryo bu ikincisi olur, hiç inandırıcı durmasa da.

18 Mayıs 2011

A. Eren Loğoğlu

2 yorum:

CaRtMaNtR dedi ki...

açıkçası eğer yurt dışında yetişen yeni jenerasyon yerli oyuncular pas geçilecekse kısa vadede hamit- selçuk gibi eklmelerle düzlüğe çıkabileceğimizden emin değilim.

bu gün atilla turan, taner yalçın ve ömer toprak gibi yerlileri iç piyasada bulmak mümkün değil.

umarım (hiç zannetmiyorum ama) şu son dönemde fatih terim geçmişteki o gurbetçi düşmanı algısında bir değişim yaşamıştır.

tabi yeni yönetimde bir başka nokta bülent tulun'un ne yapacağıdır. kendisinin yer yer lig tv'de yaptıı yorumları düşünce adnan sezgin'den çok daha verimli olabileceğine inanmıyorum.

şu noktada bu işi bir sisteme dökme şansı varken sistemden ziyade daha az resmi ilişkilere itibar eden fatih terim ile uzun ve orta vadede büyük hedefleri yakalamak zor olacaktır kanaatindeyim.

Adsız dedi ki...

tebrikler. çok başarılı, isabetli bir yazı. daha yazıyı okurken içimden geçen "ama terim milli takımda yurtdışından gelen yerlilerin önüne hep taş koydu" şerhini, yazının ilerleyen kısmında buldum. işin ilginci, nuri real madrid'e transfer olunca terim'in ntv'ye telefonla bağlanıp "güvendik, bugünlere kadar geldi" türünden bir söylemde bulunması. insan neye inanacağını şaşırıyor; icraata mı, lafa mı? geçelim. bundan 10 yıl öncesine kadar her transfer döneminde almanya'dan iki üç türk futbolcu transfer ederdi büyükler: erol, tayfun, barış özbek, serkan çalık, tayfur, vs. artık bu alışkanlık da pek kalmadı. daha ziyade antep, kayseri gibi baş altı kulüpler yöneliyor bu piyasaya. bu da ilginç. herhalde büyük kulüplere mesut, nuri vb futbolcular çok maliyetli geliyor, adam akıllı scout alışkanlığı olmadığı için isimsiz yetenek de keşfedemiyorlar ve risk almak istemiyorlar. o riski sözünü ettiğim baş altı takımları alıyor, özellikle de kayseri.
fatih terim ne yapacak peki? bana kalırsa sarp'ı bile tutabilir, "senden yararlanacağım" diyebilir. servet kesin kalır. hani ünal aysal "duygusal değil mantıklı olmalıyım" dedi ya geçenlerde, fatih terim'in aynı yaklaşımı sergileyeceğini hiç sanmıyorum, milli takımın yaşlanan ve moda tabirle burnout (tükenmişlik) sendromu yaşayan oyuncularına güvenecektir. ya beraber çıkacaklar ya beraber batacaklar. terim böyle kumarları sever.